Değerli okuyucu
Bildiğiniz gibi Türkiye son yıllarda adeta bir şeriat zihniyeti tarafından kuşatılmıştır. Şeriat-tarikat-siyaset üçgeninde gerici zihniyetin 12 Eylül sonrası gelişimi o kadar hızlı olmuştur ki, belki de hiç kimsenin daha önce aklına gelmeyen şeriat rejimi tehdidi neredeyse kapımıza dayanmıştır. Cumhuriyetimizin aydınlanma dinamiklerine yönelik saldırılar gün be gün artmakta ve karşı devrimci şeriatçı zihniyet bütün “takiyye” yöntemlerini de kullanarak hedefine yaklaşmaktadır. Sözümona bilgi-iletişim çağında yaşamaktayız ama gelin görün ki, gençlerimiz bu bilgi-iletişim çağında “tek taraflı” olarak şeriat bilgisi bombardımanına tutulmakta ve hiç bir karşıt-fikir almadan gün boyu Tv’lerde, internet ortamında, okudukları okullarda, kuran kurslarında, imam hatiplerde, ilahiyat fakültelerinde, siyasi partilerin gençlik kollarında ve neredeyse her mahalleye kadar girmiş tarikat yuvalarında çarpık ve yanlış bilgilerle donatılmakta ve adeta her biri birer şeriat neferi haline gelen gençler yetişmektedir.
Bu mudur Atatürk’ün özlemini duyduğu çağdaş Türkiye?
İslam bugünün Türkiye’sinde bir din olmaktan çıkmış ve bir geçim kapısı haline gelmiştir. Sadece geçim kapısı olsa yine iyi, ama İslam artık bir sömürü aracı, fakir ve saf Anadolu halkımızın cebindeki üç kuruş paraya da göz diken bir istismar aracı haline gelmiştir.
Hemen hemen kendisini Mehdi zannetmeyen bir tarikat lideri yoktur ve bu tarikatler trilyonlarca lira parayı kendi üyelerinden karşılıksız olarak toplamakta ve adeta onlara Allah’ı parayla satmaktadırlar. Tabii kendileri de yurt dışında lüks villalarda yaşamakta ve dünyevi yaşamlarını zenginlik içinde geçirmektedirler.
Sorun sadece bu da değildir. Bugün İslam, Hristiyanlık ve Musevilik adı ile bilinen üç önemli O.Doğu kaynaklı din adeta dünyayı kana bulamıştır. Tarihte insanlığa kan ve zulümden başka bir şey vermeyen bu üç din bugün de bu alışkanlıklarına devam etmektedir.. Özellikle günümüz Türkiye’sinde din artık kin, nefret, düşmanlık üretme aracı haline gelmiştir ve bunun en son örneğini de Malatya’da 3 gencimize yönelik vahşet boyutunda katliam ile tanık olduk.
15-20 yaşında gençler tarikat yuvalarında veya siyasi parti gençlik kollarında, şeriatçı yurtlarda vb..kendisi gibi olmayanlara karşı kin, nefret ve düşmanlık eğitimi almakta ve “kâfirlere karşı savaş etme” zihniyeti ile donatılmaktdır.
Burada “size anlatılmayanları” okuyacaksınız. Bu araştırmaları yapmamdaki ana sebep ülkemizde dinin yıllardır süregelen bir istismar aracı olmasıdır ve dahası islamcı zihniyetin artık bizim çağdaş değerlerimizi tehdit eder hale gelmesidir. Artık laikliği korumanın sadece “laiklik savunusu” yapılarak mümkün olmadığını ve laik ve çağdaş değerlerimize yönelik tehdidin kaynağına inerek bu kaynağın gerçek dışılığının insanlarımıza anlatılması gerektiği yönündeki düşüncemdir.
Eğer Kuran’ın ve onu yazanın “ilahi” bir vasfının olmadığı anlaşılırsa laiklik ve çağdaş değerlerimize yönelik tehdit de kendiliğinden ortadan kalkar. Tabii burada sadece Kuran’ın değil İncil ve Tevrat’ın da “ilahi” vasfının olmadığını özellikle belirtmek isterim. Bu ilahi olduğu söylenen diğer kitaplar ile ilgili de çalışmalarım olacaktır. Amacım mümkün olduğu kadar “objektif” bilgi ekseninde değerlendirmeler yapmaktır.
Bu aşağıda sunduğum çalışmalarım tamamıyla İslamın kendi kaynaklarından yola çıkarak yaptığım çalışmalardır.
Burada yazılanlar yazacaklarımın onda biri bile değildir ama birazcık düşünebilen ve “gerçeklerden korkmayan” herkes için yeterlidir.
Herşey daha aydınlık bir Türkiye için.
Saygılarımla
Sitenizdeki yazıları yayınlamanızdakı amacın Türkiye cumhuriyetinin kurucusu Atatürk’ün ilke ve inkılaplarını tehdit eden İslam ve İslam şeriatinin iç yüzünü, birçok faktör tarafından beyni yıkanmışlara, tehdit altında bulunan gençliğe tanıtmak olduğunu söylüyorsunuz.
İnsanları bütün önyargılardan arındırıp hiçbir düşünce baskısı ve hiçkimsenin etkisi altında kalmadan, olayları görmek istediği gibi değil, gerçekte oldukları gibi görmeye davet eden her fikir ve düşünce atılımının saygıya değer olduğunun kanaatindeyim. Ama kendi doğru sandıklarının ispatı için, doğru sandıklarını tehdit eden olguyu ya da olguları ‘gerçeği anlamak için analiz etmek’ yerine önyargı ile ‘yermek için analiz etmek’e karşıyım.
Çünkü ilk bahsettiğim analiz etme amacında gerçeğe ulaşma, dolayısıyla mutluluğa ulaşma erdemi yatarken, sizin yaptığınızda bir önyargının (Atatürkün ilke ve inkılaplarının Türkiye’yi aydınlığa kavuşturması) ispatı için başka bir önyargının (İslam şeriatinin Türkiye’yi karanlığa götürmesi) çürütülmesi vehmi, ikiyüzlülüğü yatmaktadır. Kendisi bile doğruya ulaşma çabasında olmayan, önyargılarını ispat etme çabası içinde olan birinin durumu, ‘AKIL SAHİBİ’ insanlar için boş ve gülünç bir çabadır.
Türkiye gibi aklını kullanmayan cahillerin oluşturduğu, ve aklı yerine önyargılarını kullanan entellektüel kişilerin oluşturduğu yerlerde; İslam’ın, hristiyanlığın, museviliğin ve diğer ilerleme ve doğruyu bulma çabası güden çeşitli ideolojilerin bitişip meyve vermeleri imkansızdır. Çünkü kabul ettiğiniz değerler doğruluğuna inandığınız değerler değil doğru olmasını istediğiniz değerlerdir. Reddettiğiniz değerler ise yanlışlığına inandığınız değil yanlış olmasını istediğiniz değerlerdir.
Yazılarınızı okudum ve traji komik halinize ağlasam mı gülsem mi bilemedim. Bütün benliğinizle yermeye ve yanlışlığını anlatmaya baş koyduğunuz ve ‘İslam’ diye adlandırdığınız şeyi okurken, ben o yazılarda sizin kafanızın çürüklüğünü, bilgi edindiğiniz kaynakların çürüklüğünü, İslam’ı istismar etme girişiminde bulunanların ve İslam yansıması sanılan tarikat, cemaat vs lerin çürüklüğünü, bütün bunlara kanan cahillerin çürüklüğünü, İslamın özünün ne olduğundan bihaber olan ama bildiğini sanan ‘entellektüellerin’ çürüklüğünü gördüm. Ama aktarma yapmıs olduğunuz ayet ve sahih hadisler dışında hiçbir yerde İslamı göremedim.
Türkiye gibi yerlerde laikler, İslamcılar ve bütün diğer ideoloji yandaşları, laikliğe, İslam’a ve yandaşı olduğukları ideolojiye hizmet etmiyorlar, edemezler. Çünkü dost saydıkları ideolojinin özünden de, düşman saydıkları ideolojinin özünden de bihaberler. Onlar sadece ve sadece önyargıları hakkında çok derin bilgilere sahipler, kendi önyargılarının uzmanlarıdırlar.
Bunun için Türkiye’de laikliği savunanlar ilericilik, medeniyet adına ortaya bir şey koyamamışlardır.
İslamcılar da 14 asır önce kurulup müstakbel çok parlak bir medeniyetin çekirdeğini toprağa eken Hazreti Muhammed’in bereketinden nasiplerini alamamışlardır.
Işe, İslam’ı yermek ve laikliği övmekten değil, kafanızın çarpıklığını anlayıp kendinizi yorumlamanızdan başlamanız lazım. Bu tavsiyemi önyargısız analiz etmenizi bütün samimiyetimle diliyorum. Elif
Elif nickli arkadaşa..
Dogmalarla sorgulamayı asla yapamazsın! sen, başka bir ana baba’dan veya başka bir coğrafyadan olsa idin! vakıa ki başka bir inançtan olacaktın. O halde sana düşen araştırıp yırtınıp ortadoğuluların uyanık kitapçılarından birine kapaklanarak, güya cennet’ini garantiye alma yolculuğu sana hak olacaktı! vahh garibim vah… Tanrı bu ortadoğulu uyanıklardan başkası ile niçin konuşmamıştır? eğer konuştu diyorsanız! niçin bilgi bütünlüğü yoktur??? Aslında konuşacak kadar ciddi bir durum da yoktur, alan memnun veren memnun ne de olsa… Tanrı yücedir…
Dinin güzelliklerini birakip maalesef sadece belden kisimlari ile ilgilenen dinci dünbükler,maalesef dini batiriyorlar.Her eserin bir yaraticisi varsa,dünya ve mahlukatlari yaratanda vardir.Ama yaratani sadece cinsel duygularda veya sapikliklarda kullanmak dinci gecinenlerin amacidir.Ben sadece sunu söyleyecegim.Gün gelecek yaratan bunlardan hesap soracak.
İlgililerin Dikkatine.
Kur’an-ı Kerim’deki 29 adet “Mukataa Harfli Surenin” “Arap Alfabesi” ile “Mushaf sırasına göre” “Koordinat Eksenine” konumlandırılması neticesinde şüpheye mahal bırakmayacak şekilde “ALLAH” Lafzı ortaya çıkmıştır.
Çalışmayla ilgili grafikleri, matematik izahı, gerekli tüm belge ve bilgileri:
http://www.kuranharfleri.org
http://www.quranletters.org
internet sitelerinde bulabilirsiniz.
Nüzul sırası ile yapılan çalışmada “ALLAH” Lafzı çıkmamaktadır.
Çalışmamızın sebebi ve çıkış noktası şudur:
1. Kur’an-ı Kerim’deki 114 sureden 29’unun ilk ayetleri çeşitli Arapça harflerle başlar. “Elif Lam Mim, Ya Sin, Ha Mim” gibi… Bu harflerin ne anlama geldiğini yalnızca Yüce Allah (C.C.) biliyor.
2. Kur’an-ı Kerim, iniş (nüzul) sırasına göre sıralanmamıştır. Yüce Allah’ın (C.C) emriyle vahyin hemen akabinde, Cebrail (A.S) tarafından ayetlerin ve surelerin yerleri tek tek belirtilmek suretiyle “farklı şekilde tertip edilmiştir”.
Şu an elimizde bulunan Kur’an-ı Kerim bu “Tertip üzerinedir”.
————————————————————————–
1. Sure başlarında “Mukataa harflerinin” kullanılması ve
2. Kur’an tertibinin, sure ve ayetleriyle vahiy esnasında “yeniden yapılması”, “Sıradan, anlamsız ve dikkate alınmaması gereken” bir işlem midir, yoksa “Bilinçli” olarak mı yapılmıştır?
Koordinat Ekseninde yapılan Grafik çalışmasının amacı, bu çok önemli ve sebebi merak konusu olan 2 soruya (şayet “Bilinçli” bir eylemse), Matematik boyutta “Görsel” bir yanıtın olup olmadığıdır.
Bir konuyu önemle vurgulamak ihtiyacını hissediyoruz:
Koordinat Düzleminde yapılan çalışmalar neticesinde ortaya çıkan sonuçlar “Görünen sonuçlar” olduğu sizlerin de malumudur.
Bu çalışmalarda “Toplama, Çarpma, Bölme ve Çıkarma” işlemleri yoktur.
Elinizdeki verileri “sırayla” ve “kurallara uygun şekilde” eksenlerdeki yerlerine yerleştirir ve kural gereği işlemleri tamamlarsınız.
Bu sebeple bu tür çalışmalar, “sağa sola çekiştirilecek” ve üzerinde “mantıksız” yorumlar yapılacak çalışmalar değildir.
Ortaya çıkan “Grafik” neyse sonuç O’dur.
Bu çalışmaların, “İnanan” veya “İnanmayan” tüm insanlara “Akıl yoluyla gerçek doğruları” görebilmeleri için faydalı olmasını Allah’tan diliyoruz.
Saygılarımızla..
Güzel kardeşim Araştırmacı, bu metnini “AnaSayfa”da yazmış olman bende Huruf-u Mukatta bölümündeki yazılarımı okumadığın konusunda bir fikir oluşturdu.
Lütfen o bölümü en baştan sona kadar okuyunuz. O bölümde Huruf-u Mukatta’nın gerçekte “sure isimleri” olduğunu ve gizemli bir yönünün bulunmadığını göreceksiniz. Unutmayın ki Huruf-u Mukatta ilk Kuran ile başlamadı. İslam öncesi dönemde de Arap şiirinin (Kaside) bir özelliği olarak zaten bir çok Arap şairi tarafından kullanılmaktaydı.
Saygılarımla
Değerli Kardeşim,
Hiç bir kardeşimize “yanlış söylüyorsunuz” gibi bir ithamda bulunmadık.
Sadece gelişmelerle ilgili olarak sizleri bilgilendirmek istedik.
Tekrar saygılar..
Araştirmaci nickli arkadaşa;
Kendimiz yaparız, kendimiz taparız! sonra da acıkır bir afiyetle zıkkımlanırız…
Değerli araştırmacı arkadaşa; Bence, bu siteniz güzel olmuş ama bir şeyler daha ekleyin, çünkü bazı dindar kardeşlerimizin buna ihtiyacı var diye düşünüyorum… Bu siteyi kurdunuz ama kıymetini bilmeyen kardeşler abuk subuk şeyler yazmış …
Onları Allah’a havale ediyorum, sizde edin. (teşekkür ederim) Allah’a emanet olun.